YILMAZ GARİP

6/11/2009

-BU AYIBI BİTİRİN

       Yılmaz Garip
       yilmaz.garip@ipa.com.tr

      
Günümüzden 40-50 yıl önce Erzincan’ın en merkezi semti Kızılay mahallesi iken, İnönü Mahallesinde birkaç ev ile Merkez çarşısında 1-2 dükkan bulunuyordu. Ağırlık, yerleşim birimi olarak Kızılay, Taksim, Çarşı ve Hocabey mahalleleri, iş merkezi olarak da Çarşı ve Karaağaç mahalleleriydi.

       Karaağaç mahallesinde Boyacılar Camii, Çarşı Mahallesinde Büyük Camii ve Kızılay Mahallesinde Kızılay Camii cemaatle dolup taşan camilerimizdendi.

40-50 yıl öncesinden günümüze kadar Erzincan’da çok büyük değişmeler ve gelişmeler yaşandı. Yerleşim birimleri ve alış veriş merkezleri olarak şehrin merkezi, Çarşı mahallesinden İnönü mahallesine doğru kaydı.  Bu sebepledir ki; o günlerden bugünlere gelinceye kadar meydana gelen değişiklikler içerisinde Cami-i Kebir’de hiçbir değişiklik olmamış, o günlerde ancak Cuma ve bayram günlerinde bile tam dolmayan Cami-i Kebir bugünkü ihtiyaca cevap veremeyen küçük bir cami konumunda kalmıştır.

       Ayrıca, sanayi esnafı ile dolu Merkez Çarşısı da şehrin göbeğinde güzelim Erzincan’ın çehresinde bir at boncuğu gibi sırıtmaktadır.

       1970 yılına kadar Belediye hizmetlerinden layığınca yararlanamayan Erzincan, 1970’den günümüze kadar belediye hizmetleriyle tanışmanın sevincini yaşamaya başlamıştır. Bu memlekete hizmet için bir çivi çakandan bile allahü teala razı olsun diyoruz. Ama bugüne kadar yapılanları da yeterli görmüyoruz.

       Merkez çarşısı esnafı bir an önce şehir dışına çıkarılarak, küçük sanayi sitesine yerleştirilmelidir. Merkez çarşısının yeri ise, istimlak edilmek suretiyle bütün dükkanlar yıktırılmalıdır.

       Bu alana Erzincan’a yakışır ve ismi ile müsemma görkemli ve büyük bir Cami-i Kebir inşa edilmeli ve etrafı Sultan Ahmed meydanı gibi geniş bırakılmalı ki, Erzincanlı rahat bir nefes alabilsin. Erzincan, bugüne kadar hiç olamadığı kadar bir Erzincan olabilsin.

       Aksi takdirde her Cuma günü, bayramlarda, Ramazan-ı Şerif aylarında ve birden fazla cenaze olduğu zamanlarda elinde seccade olarak bir mukavva, tahta parçası ve seccade ile caminin yolunu tutan vatandaşlarımızı görmeye ve bu ayıbı yaşamaya daha çok devam ederiz.  Giderek, Cami-i Kebir cemaati bahçeden dışarı taşacak, sokakları işgal edecektir.

       Bu ayıbı bitirmek bugünkü Belediye Başkanımız sayın Yüksel Çakır’a düşmektedir. Erzincan Müftülüğümüzün de gayretleriyle bunu başarabilirse milletin gönlünde taht kuracağı kesindir. Ama, küçük hesaplarla, bugüne kadar olduğu gibi, O da bu işi geçiştirirse vebalinden kurtulamadığı gibi, umduğunu bulamayıp, hüsrana uğrayanların akıbetinden kurtulamayacağı bir gerçektir.

       Saygılarımla...

 

MÜHİM NOT: Erzincan sevdalısı Aziz okuyucularımdan, Erzincan’ın meseleleri ile ilgili fikirlerini mail atarak, benimle paylaşmalarını istirham ediyorum.

4/5/2009

ERZİNCAN-TRABZON DEMİRYOLU PROJESİ

       Yılmaz Garip

         yilmaz.garip@ipa.com.tr

 

       Ortadoğu’daki önemi giderek artan ülkemizde bir büyük projeye doğru, Erzincan-Trabzon demiryolu projesine adım adım yaklaşmaktayız.

       Geçtiğimiz günlerde Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Nafiz Özak, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ve TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman tarafından ayrı ayrı yer ve zamanlarda konunun önemine dair atıflarda bulunulmuş ve bu projenin mutlaka gerçekleştirileceği belirtilmişti. Tirebolu üzerinden Erzincan’a bağlanabilmesi için gerekli eğim yakalanmış durumdadır. Bunun için 2,5 milyar dolarlık bir yatırım gerektiği, Erzincan’dan da Diyarbakır’a bağlanması durumunda yapılacak yatırım miktarının 4,5 milyar dolara varacağı hesap ediliyor. İstanbul Teknik Üniversitesi ile Ulaştırma Bakanlığının müşterek yaptığı ulaşım mastır plan stratejisi doğrultusunda bu yolun öncelikli projeler arasında yer alması için çalışmalar devam etmektedir.    Erzincan-Trabzon Demiryolu Projesi gerçekleştirildiği taktirde, Karadeniz’in GAP ve Ortadoğu’ya bağlanma rüyası da yarı yarıya gerçekleşmiş olacaktır. Bundan sonrası çorap söküğü gibi gelecektir. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Çünkü bu yol Türkiye için çok lüzumlu ve ehemmiyetlidir.

       Karadeniz Teknik Üniversitesi ile İstanbul Teknik Üniversitesinin müşterek çalışmaları sonucunda DHL’ye bu yil fizibilite ve yapım projelerini yapma görevinin verildiği ve programa alındığını memnuniyetle müşahede etmiş bulunmaktayız. Bu program dahilinde yolun nereden, nasıl geçeceği belirlenecek ve bu hususta projeler geliştirilecek. Daha sonra tam maliyet tespiti yapılarak, hangi yıl programa alınacağı belirlenecektir.

       Uygulama projesinin Bakanlık talimatıyla programa alınması bendenizi son derece heyecanlandırmakta ve ümitlendirmektedir.  Çünkü bu fikri ilk telaffuz etmeye başladığımız 1987 yılında Gümüşhane’de kimse inanmadığı gibi, gülüp geçenler çoğunluktaydı. Ancak, görünen ve anlaşılan o ki; istemek ve istemesini bilmek, bir işin gerçekleşmesinin temel şartıdır.

       Şimdi Trabzon, Gümüşhane ve Erzincanlı vatandaşlarımızdan, bürokratlarımızdan, sivil toplum kuruluşlarımızdan, yazarlarımızdan, çizerlerimizden beklenen şey, konuyu sürekli gündemde tutabilmek ve öncelikli projeler arasına alınması için çalışmaktır.

Bu hususta konferanslar, münazaralar, yarışmalar, sempozyumlar tertip edilebilir. Tez çalışmaları yapılabilir. Yazı, makale ve şiir yarışmaları düzenlenebilir. Okullarda öğrencilere konunun önemi anlatılarak, teşvik edici yarışmalar yapılması sağlanabilir. Düşündükçe akla gelebilecek daha nice sosyal faaliyetler, konu ile ilişkilendirilerek, daha renkli duruma getirilebilir. Bura da yerimizin kısıtlı olması sebebiyle her şeyi yazmak şimdilik mümkün görünmemektedir.

       Bu uğurda harcanacak enerji ve gayretler neticesinde ülkemizin Ortadoğu’daki önemi daha da artacak ve gelecek nesiller duayenlerimiz olacaktır.

       Türk Milleti bu projeye emek veren, destekleyen bütün kuruluşlarımızı ileride minnet ve şükranla yad edecektir.

 

27/3/2009

-UYKUDAN UYANINCA

                 Sual: Gece uykudan uyanınca okunacak bir dua var mı? 

CEVAP

Evet, vardır. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:

(Uykudan uyanınca, Allahümmağfirlî derse, duası kabul olur.) [İ. Ebi-d-dünya]

(Gece uyanınca, Lâ ilahe illallahü vahdehü lâ şerîke leh, lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr” diyenin günahı deniz köpüğü kadar olsa da Allah teâlâ onun günahlarını bağışlar.) [İbni Sünni]

(Gece uyanınca, şu duayı okuyan, her istediğine kavuşur: Lâ ilahe illallahü vahdehü lâ şerîke leh, lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr. Sübhanellahi velhamdülillahi ve lâ ilahe illallahü vallahü ekber ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm.) [İslam Ahlakı]

(Uyuyan kimseye, gafletle uyuması için, şeytan üç düğüm bağlar. Uyanınca Allah’ı zikrederse, düğümün biri çözülür. Abdest alırsa, ikinci düğüm daha çözülür. Namaz kılarsa, bütün düğümleri çözülür.) [Buhari]

                                             

  .

23/3/2009

-GEÇMİŞ OLSUN !

                                               

       Yılmaz Garip

       yilmaz.garip@ipa.com.tr

 

       Dünya nimetleri gelip geçicidir. Servetler, makamlar zamanla yer değiştirebilir. Bugünün zengini yarın fakir, yoksulu da yarın zengin olabilir. Makamlar da geçicidir. Kısacası dünya hayalden ibarettir. Keyif ve lezzetleri hep geçicidir. Nice zenginler, nice şöhret sahipleri, nice sultanlar bütün varlıklarını terk edip gittiler. Geride bir yığın iyi veya kötü eserler bıraktılar. Şüphe yok ki, iyi eser bırakanlar iyilikleri ile hatırlanır ve hep hayırla yad edilir. Dünyanın aldatıcı ve geçici keyif ve lezzetlerine aldananların hayır işlemesi çok güçtür. Mevki ve makam sahibi, ya da servet sahibi olan böyle kimselerin etrafında bir sürü dalkavuk ve şakşakçıları hiç eksik olmaz. Onların dümen suyu, kişinin hakikatleri görmesine perde olur. Bu perdenin aradan kalkması ve o kişinin hakikatleri görebilmesi için sahip olduğu makam ya da serveti elinden çıkması lazım. Ancak, o zaman da çok geç kalmış, iş işten geçmiş olur ki, etrafında ne bir seveni, ne de düştüğü yerden kaldıracak bir dost eli kalmamıştır artık. En ihtiyaçlı olduğu bir durumda yalnız kalmıştır.

       Politikada da durum farklı değildir.

       Milletvekilliğine veya belediye başkanlığına aday olursunuz. Seçilebilmek için türlü dil dökersiniz. El, etek öpersiniz. Çalışır, koşturur, çırpınırsınız. Seçim günü gelir, akşam olur, sandıklar açılır, sayımlar yapılır. İçiniz içinize sığmıyor, telefonlar, tebrikler başınızı döndürüyor. Seçilmişsiniz artık. Sizi gerçek sevenlerin makamınızda ziyaret veya telefonla arayarak tebrik ettikleri ve sevindikleri gibi, dalkavuklar da herkesten önce bizzat ziyaretinize gelerek ve telefonla arayarak sizi tebrik edeceklerdir. Hatta, etrafınızda bir sevgi yumağı (!) oluşturacaklardır. Bu yumağın içerisinde gerçek dostlarınız da bulunmak istese bile bulunamayacaktır, bulundurulmayacaktır. Çünkü bu dalkavuk kesim, iştah kabartan pastayı (!) kimseyle paylaşmaya tahammül etmemektedir. Etrafınızda pervane gibi dönerler. Sizi bir an olsun yalnız bırakmamak için ellerinden gelen bütün gayreti gösterirler. Artık gerçek dostlarınızın yerini çoktan almışlardır.

       Ve siz!

       Artık siz olmaktan yavaş yavaş sıyrılıp, onların dümen suyuna girmişsiniz. Sevenleriniz size her yaklaşmak istediğinde bu dalkavuklar duvarına çarpar ve geri döner. Birkaç başarısız denemeden sonra da, sizin onlardan koptuğunuz gibi, onlar da sizden koparlar. Artık yalnızsınız. Fakat, etrafınızdaki pervanelerin dalkavuklukları, şakşakları bu acı hakikati görmenizi engeller ve size yalnız kaldığınızı hissettirmezler. Bu sarhoşluk içerisinde  günler, aylar ve yıllar su gibi akar gider.

       Süre dolmuş ve yolun sonuna gelinmiştir. Acı hakikatle yüzleşmekten başka çare kalmamıştır. Çünkü, size verilen altından daha kıymetli olan süre içerisindeki eksiklerinizi, hata ve kusurlarınızı söyleyecek ve görmenize yardımcı olacak, belki de bir daha seçilmenize zemin oluşturacak gerçek dostlarınızdan uzak kaldınız. Bu çok kıymetli zaman sermayenizi, çevrenizdeki dalkavuklar arasında  hor kullandınız. Belki, zaman zaman şu veya bu sebeple, hasbelkader karşılaştığınız dostlarınıza görünmedikleri için ayak üstü sitem bile etmişsinizdir. Ancak, onların samimi cevaplarını alabilecek imkanı, onlara tanımadığınızın farkında bile olamamışsınız. Gün gelmiş, o şaşaalı günler geçmiş ve artık yalnız kalmışsınız. Etrafınızda pervane olan insanlar da yok artık. Pişmanlık bütün benliğinizi sarmıştır.

       Keşke yeniden başlayabilsem dediğinizi duyar gibi oluyorum.

       Geçmiş olsun!

       Ha, onlar mı?

       Yeni seçilecek kişinin etrafını sarmak için hazırlık yapmakla meşguller.

16/3/2009

-ZEKATLA İLGİLİ BİLGİLER

Zekâtla ilgili bilgiler

Sual: Zekât nisabı ve zekâtla ilgili konular hakkında bilgi verir misiniz?

CEVAP

Zekât nisabı, 20 miskal, yani 96 gr altın veya bu değerde para veya ticaret eşyasıdır. Zekât nisabına malik olan kimseye, zengin denir.

Zekâta tâbi malların veya paranın, sene içindeki azalıp çoğalmasına itibar edilmez. Nisaba malik olduktan bir yıl sonra elde kalan mal, nisabı buluyorsa, kırkta biri zekât olarak fakirlere verilir. Nisabdan aşağı ise verilmez. Zekât, kârdan değil, ticaret malının veya paranın tamamından verilir.

Alacaklar nisap hesabına dâhil edilir. Alacaklar tahsil edildikten sonra zekâtları verilir. Daha almadan da verilebilir. Borçlar, mevcut para veya maldan çıkarılır. Geri kalanın zekâtı verilir.

Ticaret için olmayan evler, arsalar, vasıtalar, demirbaş eşyalar zekât nisabına dâhil edilmez. Ticaret için alınıp ticaret için saklanan malların, altın, gümüş, her çeşit paranın zekâtı verilir. Evin, arabanın, zekâtı olmaz. Araba, ev ve arsa alıp satan, bunların zekâtını verir; çünkü bunlar ticaret malı olmuştur.

Zekât verirken bilezik, yüzük gibi altınların işçilik ve sanat değerine değil, ağırlığına itibar edilir. Mesela Reşat altınıyla Aziz lira 7,2 gr olarak kabul edilir. Yani 12 ayardan fazla olan bütün altınlar, tartılır. Kırkta biri zekât olarak verilir. Bilezik, küpe, yüzük gibi çeşitli ayarlarda altını olan, bunların içinden en yüksek olanının ayarından vermesi evla, ortalamasından vermesi caiz, en düşüğünden vermesi ise, mekruhtur. Zekâta tabi mallar, altın liraların en düşüğünün alış fiyatına göre hesap edilir.

Nisabın üstünde bileziği olan kadın, zekâtını kendi verir veya (Zekâtımı sen bir fakire ver) diye kocasını veya başka birini vekil ederse, vekil kendi parasıyla zekâtı verebilir. Borçlu ve fakire, hanımı zekât verebilir.

Namaz kılmayan, oruç tutmayan bir Müslümanın da zekât vermesi gerekir. Borçsuz fakire nisap miktarı veya daha çok zekât vermek mekruhtur. Zekât verirken, zekât demek gerekmez. Hediye denilse de caizdir. Zekât, ticareti yapılan maldan veya aynı değerde altın olarak verilir.

Zekât, farz olduktan sonra verilir. Nisaba ulaşan, zengin olduğu tarihi, kameri aya göre bir yere yazar. Mesela, 3 Receb’de zengin olmuşsa, bir yıl sonra Receb’in 3’ü gelince yine nisap kadar parası ve ticaret malı varsa, zekâtını verir. Ramazan ayını beklemez. Günü gelmeden zekât vermekte de mahzur yoktur, çok iyi olur; hatta gelecek birkaç yılın zekâtını önceden vermek de caizdir.

Ana babaya, dedeye, büyük anneye, evlada, toruna, hanıma ve kâfire zekât verilmez. Fakir olmak şartıyla geline, damada, kayınvalideye, kayınpedere, kayınbiradere, üvey çocuğa zekât verilir. Kardeş, hala, amca, dayı, teyze gibi akrabaya zekât vermek, daha çok sevab olur.

 

Kurumlara zekât vermek

 

Sual: Kur’an-ı kerimdeki fi-sebilillah kelimesine, Allah yolunda olan her kurum ve kuruluş dâhil diyerek, dernekten partiye kadar her kuruluşa zekât verileceği söyleniyor. Bu doğru mudur?

CEVAP

Kur’an-ı kerimde zekât verileceği bildirilen 8 sınıftan birisi de fi-sebilillah yani Allah yolundakilerdir. Bu sınıfa girenler:

1- Fi-sebilillahtan murad, fakir askerlerdir. (Nur-ül-izah)

2- Fi-sebilillahtan murad, cihad ve hac yolundaki muhtaçlardır. (Redd-ül-muhtar)

3- İmam-ı Ebu Yusuf’a göre, savaşa gidemeyen fakirler, İmam-ı Muhammed’e göre de hac yolundaki fakirlerdir. (Dürer)

4- Gaza veya hac için çıkıp da nafakası tükenenlerdir. (Tahtavi)

5- Üç mezhebe göre, gazi ve askerlerdir. Hanbeli’ye göre hac yolundakiler de dâhildir. (Mizan)

6- Gaziler olduğunda, dört mezhepte ittifak vardır. (M. Erbea)

7- Zahid-ül Kevseri hazretleri, Makalat kitabında, (Hayır kurumlarına zekât verilmesi caiz değildir. Müctehid imamların hiçbirisi, hayır kurumlarına zekât verileceğini bildirmemiş ve bu konuda icma hâsıl olmuştur. Sonra gelen âlimlerin sözleri icmayı bozamaz) buyuruyor. [Demek ki, bugün hakiki bir âlim bile çıksa, kurumlara zekât verilmesine fetva verse, icmayı bozamayacağı için fetvası geçersiz olur. Zaten hakiki âlim de, icmayı bozucu fetva vermez.]

 Bedayi’de, fi-sebilillah kelimesiyle Allah yolunda çalışanlar bildirilmiştir. Mesela zengin de olsa, ilim talebesine zekât verilir. Dürr-ül-muhtar’da diyor ki: Din bilgilerini öğrenmekte ve öğretmekte olanlar yani işi, mesleği bu olanlar, zengin olsalar bile, çalışıp kazanmaya vakitleri olmadığı için zekât alabilirler. İbni Abidin hazretleri bunu açıklarken buyuruyor ki: Hadis-i şerifte, (İlim öğrenmekte olanın 40 yıllık nafakası olsa da, buna zekât vermek caizdir) buyuruldu. Durum böyleyken, çeşitli kurumlar, zekât fonu diye bankaya bir hesap numarası açıyorlar yahut makbuzla para topluyorlar. Yukarıdaki vesikalardan anlaşılacağı gibi, bu yolla verilen paralar zekât yerine geçmez.

Ülkemizde, dine hizmet eden, ilim talebesi yetiştiren yurtlar, Kur’an kursları, vakıflar ve başka hayır kurumları vardır. Bu kurumların bir yetkilisi, bir fakirden vekalet alır. Fakir, kurumdaki yetkili şahsa vekalet verirken, (Benim adıma zekât almaya ve aldığın zekâtı dilediğin yere vermeye seni vekil ettim) der. Yahut sadece (Seni umumi vekil ettim) demesi de kâfidir. Vekil de, aldığı zekâtı, talebelerin ihtiyaçlarına, kurumun başka ihtiyaçlarına sarf edebilir.

 

Kâğıt para ve zekât

Sual: Bazı kimseler, para paradır, kâğıt parayla niye zekât verilmez ki diyorlar. Dinimizin bu husustaki hükmü nedir?

CEVAP

Günümüzde herkes, dinden bahsediyor, aklına göre konuşuyor. Niye böyle olmasın ki, bence bal gibi olur diyorlar. Allah ne emrediyor, Peygamberimiz ne buyuruyor, din kitaplarımız ne yazıyor demiyorlar. Akla göre ölçü olsa, akıl sayısı kadar din olur. Onun için dinde nakil esastır. 

Zekât olarak verilecek mallar yerine, bunların kıymetlerini de vermek caizdir. Kıymet denilince, altın ve gümüş anlaşılır. Başka mal, çek, senet veya paralar anlaşılmaz; çünkü eşyanın kıymeti altın ve gümüşle anlaşılır. (Keşfi rümuz-i gurer)

Fülus [bakır] paraların kıymetleri nisabı bulunca zekât olarak, bu fülusun değerlerinin kırkta birini gümüş olarak vermek gerekir. (Miftah-üs-seade)

Bakır paranın zekâtı, aynı cins bakır paradan verilmez, gümüş olarak verilmesi gerekir. İmam-ı Ebu Yusuf hazretleri buyurdu ki: Toprak sahiplerinden uşur ve zekât olarak, altın ve gümüş yerine, başka geçer akçe [kâğıt para] almak haram olur. Her ne kadar bunlar, herkesin kabul ettiği damgalı paraysa da, altın değil, bakır paradır. (Redd-ül-muhtar)

Zekât olarak altın ve gümüş yerine, bunların kıymeti kadar uruz [ticaret malı] vermek sahihtir. Elbise tüccarı, ya ticaretini yaptığı elbiseden veya değeri kadar altın, gümüş verir. (Tahtavi)

Zekât olarak, erkek deve verilmez. Erkek develerin zekâtı bile dişi deve olarak verilir. Dişi devesi yoksa değeri kadar altın veya gümüş verilir. Başka mal verilmez. (Hindiyye)

Niye dişi deve verilmesi gerektiğini bilemeyiz. Deveye binilir, eti yenir, yük taşır. Dişi devenin erkek deveden farkı var, süt verir, yavru doğurur; fakat dişi deve, erkek deve olmadan yavru doğuramaz. Buna rağmen dinimiz erkek deveyi zekât olarak vermeyi caiz görmüyor. Bir bakkal, dükkanında sattığı mallardan zekât verebilir, konfeksiyon malından zekât veremez. Bir konfeksiyoncu da, ceket pantolon gibi sattığı mallardan zekât verebilir, pirinç, yağ gibi bakkalın sattığı mallardan zekât veremez. Bir eczacı ancak, sattığı ilaçları zekât olarak verebilir. Yahut altın olarak verir. Konfeksiyon veya bakkal malzemeleri veremez. Halıcı veya mobilyacı ancak ticaretini yaptığı, sattığı malları zekât olarak verebilir. Halıcı mobilya, mobilyacı halı veremez. Bazıları, (Fakire ne versen alır, yeter ki ver, fakir razı olur) diyorlar. Evet, fakir razı olur; fakat fakirin rızası önemli değildir, önemli olan Allah’ın rızasıdır. Kumarda da, faizde de, zinada da tarafların rızası vardır; ama Allah’ın rızası yoktur. Önemli olan Allah’ın emridir.

Ticaret malının zekâtı verilir

Sual: Bakkallık yapıyorum, aynı zamanda zeytin bahçemiz de var. Zeytinlerin uşrunu dün verdim. Kalan zeytini satıp parasıyla bakkaliye malzemesi alıp satıyorum. Yarın zekât günümdür. Dükkândaki malların zekâtını yarın vereceğim. Uşrunu verdiğim zeytinlerden elde ettiğim paranın yine uşrunu veya zekâtını verecek miyim? Kitaplarda, uşru verilen mal satılıp paraya çevrilince veya ticaret malı olunca zekâtı verilir deniyor. Zeytinlerin uşrunu dün verdim. Şimdi, bir de yarın zekâtını vermek yanlış değil mi? Uşru verilen bir ürün, yıllarca elde kalsa zekâtı verilir mi? Bu ürünü satıp paraya çevirince para nisaba dâhil edilir mi?

CEVAP

Ticaret bir iştir, yalnız niyetle olmaz. Başlamak da lazımdır. Ticareti terk etmekse, yalnız niyetle olur. Altın ve gümüş eşya ve kâğıt paralar, her ne suretle ele geçerse geçsin, zekât malı olurlar. (Tam İlmihal)

Siz o parayı ticarette kullanıyorsunuz, zekâtını da vermeniz gerekir. Zaten paraya çevrilince ticaret malı oluyor. Nisabı bulmuşsa zekâtını vermek gerekiyor. Uşru verilen mal, satılıp paraya dönünce zekât malı yani ticaret malı oluyor. Malın vasfı değişiyor. Vasfı değişmeseydi, yıllarca kalsa, zeytinin tekrar uşru verilmezdi. Ticaret malı olmadığı için zekâtı da olmazdı; ama şimdi vasfı değişti, zekâta tâbi oldu.

Kâfire namaz, zekât, oruç gibi hiç bir ibadet farz değildir. Kâfir Müslüman olunca iş değişir, namaz, oruç farz olur. Çünkü kâfir değişti, Müslüman oldu. Bunun gibi, nisabı buluyorsa zekât vermek de farz olur. Tersi de olabilir. Müslüman, kâfir olursa, artık ona hiç bir ibadet farz olmaz; çünkü eski özelliğini kaybetti.

Yabancı bir kız, yabancı erkeğe haramdır. Nikâh yapılınca helali olur; çünkü konumu değişti. Tersi de olur. Yani karı koca nikâhlıyken, boşandıkları an yabancı olurlar. Yine konumu değişmiş oldu.

İmam Fatiha okuyunca cemaatin âmin demesi sünnettir. İmamın sesi mikrofona verilince sesin özelliği değişiyor, âmin diyenlerin namazı bozuluyor. Mikrofon, ses enerjisini elektrik enerjisine dönüştürüyor. Hoparlör de, elektrik enerjisini ses enerjisine dönüştürüyor. Mikrofona, mikrofondan hoparlöre verilen ses, tıpa tıp sahibine benzese de farklı bir sestir. Meydana gelen yeni ses, konuşanın kendi sesi değildir. Elektrik tesiriyle hâsıl olan, mıknatıs kuvvetlerinin titrettiği demir levhanın, husule getirdiği başka bir sestir. İşte başka bir sese âmin diyen cemaatin namazı bozulmuş oluyor.

Netice: Uşru verilen mal, kırk yıl kalsa, uşru da zekâtı da verilmez; ama ticaret malı olursa veya satılıp paraya çevrilirse zekât malı olur. Bir gün sonra da zekât günü gelse zekâtını vermek gerekir.

Hayat sigortası ve zekât

Sual: Hayat sigortası yaptırdım. Her yıl belli miktar parayı yatırıyorum. 20 yıl sonra toplu olarak ödeme yapacaklar veya toplu ödeme istemezsem aylık olarak ödeyecekler (aylık maaş gibi). Burada biriken para toplu olarak alınınca, geçen 20 yılın zekâtı tek tek hesaplanarak mı verilecek, yoksa 20 yıl sonra ele geçen paranın o zaman ki zekâtı mı verilecek? Eşim ve çocuklar için de hayat sigortası yaptırdım. Onların durumu nasıl?

CEVAP

Sigorta paraları ve tasarruf bonoları zekât hesabına katılmaz. Senelerce sonra birikmiş olarak ele alınınca, yalnız alınan para, o senenin zekât nisabının hesabına katılır. Satış karşılığı alınan bonolar, böyle değildir. Bunlar, hisse ve tahvil senetleri, her sene zekât hesabına katılır. (S. Ebediyye)

Eş ve çocuklarınızın durumu da aynı. Ancak, hanım ve çocuklar için yatırdığınız para onlarınsa, yani onların parasından vermişseniz veya onlara hediye etmişseniz zekâtlarını onlar verecek, sizinse siz vereceksiniz. Sigortanın onların adına olmasının önemi yok.

 

Nisabın sıfırlanması

Sual: Nisaba malik olunan tarihi kaydettik, mesela miktar 250 gr altın ve tarih 1 Ramazan 1425. Bir sene içerisinde bu nisap 50’ye düştü, sıfırladı, 500’e çıktı, 1 Ramazan 1426 olunca elimizdeki 100 gr altının zekâtını verecek miyiz? Elimizde 50 gr altın kalsa ne yaparız?

CEVAP

Nisap sene içinde sıfırlanınca, ilk nisabı bulduğu gün yeniden tarih atılır. Bundan bir hicri yıl sonra nisaba malikse zekât verir. Sıfırladıktan sonra, bir daha zengin olana kadar tarih atılmaz. Sıfırlanmadan 50 gram varsa, sene sonu diğer paralarıyla birlikte nisaba malikse zekâtını verir, yani sene içindeki, sıfırlanma hariç, diğer dalgalanmalara itibar edilmez.

 

Nisabın helak olması

Sual: Nisabın helak olması ne demektir?

CEVAP

Sıfırlanması demektir. Sıfır veya sıfırın altına düşerse helak olmuş olur. Sıfırlanma demekse, mevcut parası, altını vs. hiç olmamak veya borçlu duruma düşmek demektir.

 

Zenginin ailesine zekât

Sual: Bir kimse, zengin birisinin fakir çocuğuna veya fakir hanımına yahut zenginin fakir babasına zekât verebilir mi?

CEVAP

Bir kimse, zekâtını zenginin küçük oğluna veremez; ama zenginin büyük çocuğuna, zenginin hanımına veya zenginin babasına, fakirseler verebilir. (S. Ebediyye)

Burada büyük demek, akıl baliğ olmuş demektir. Küçükse, henüz akıl baliğ olmamış demektir.

 

Hac parasının zekâtı

Sual:  Bu sene hacca gidecek bir zengin, hac için ayırdığı paranın da zekâtını verecek midir?

CEVAP

Herkesin zekât zamanı aynı değildir. Zekât zamanı, hac zamanından önce olan, mesela Ramazanda olan kimse, vakti gelince, zekâtını verir. Kalan parayla hacca gider. Zekât zamanı, Hac zamanından sonra olan, mesela Muharremde olan, önce hacca gider. Zekât zamanı gelince, hacdan artan paranın zekâtını verir.

 

Çocuğa ve fakire zekât

Sual: Çocuğa ve deliye zekât verilir mi?

CEVAP

Babası zenginse, çocuğa zekât verilmez. Babası fakirse, fakir olan çocuğa zekât verilir. Deliye de, fakirse zekât verilir. Çocuğa, deliye verilecek zekât, babasına veya velisi olan akrabasına veya vasisine verilir. Zenginin küçük oğluna, fakir olsa da zekât verilmez; ama büluğa ermiş oğlu fakirse verilir. (S. Ebediyye)

 

Zekâtın affolması

Sual: Zekât verme günü gelip de zekâtını vermeyen, daha sonra fakirleşip, elinde hiç parası kalmayan kimsenin zekât borcu affolur mu?

CEVAP

Malı kendi telef ederse, zekât borcu affolmaz, para kendiliğinden telef olursa zekât affolur. Yani malı, kendi harcar veya telef ederse, zekât af olmaz. Mesela borsada parasını yok ederse veya araba, buzdolabı gibi şeyler alarak parasının hepsini harcarsa zekât af olmaz, zekâtını ödemesi gerekir. Malı çalınırsa, kaybolursa, yanıp yok olursa yahut ödünç veya âriyet verip geri alamazsa, o zaman zekât vermek gerekmez.

 

Fakir akrabayı tercih

Sual: Akrabaya sadaka, zekât vermek çok sevab deniyor; ama benim akrabalarım fasıktır. O parayla, içki içerler. Bunlara vermeyip, salihleri mi tercih etmeliyim?

CEVAP

Evet, salihleri tercih etmek gerekir. Salih akrabaları tercih etmekse, daha çok sevabdır. Hadis-i şerifte, (Fakir akrabası varken, başkalarına verilen zekâtı, Allahü teâlâ kabul etmez) buyuruldu. Yani, zekât borcundan kurtulursa da, zekâttan hâsıl olan büyük sevaba kavuşamaz.

 

Kirayı bağışlamak

Sual: Kirasını ödeyemeyen kiracıma, kirayı almadan bağışlasam, bu para zekât yerine geçer mi?

CEVAP

Geçmez, sadaka olur.

« Önceki :: Sonraki »