YILMAZ GARİP

14/11/2009

-KALİTEYE GÖMÜLMEK YA DA MEŞHUR OLMAK

       İnsan olarak kaliteyi hep benimsemişizdir.

       Önce insan.

       Daha sonra üründe kalite.

       Her şeyden önce insan olmak, sonra da kaliteyi üretmek gerekir. İnsan olmadan, kalitede istenilen, arzu edilen doruk noktaya ulaşabilmek mümkün değildir. Mutlaka bir şeyler eksik kalır. Bunu fark edebiliriz veya edemeyiz. Ama bu her zaman böyledir.

       Kaliteyi üretene tevazu yakışır, O’nu da takdir edebilmek tüketiciye yakışır. Aksi taktirde kimse ayranım ekşi demez. Haksız rekabetler içerisinde tüketicinin yanılmaması imkansız hale gelir.

       İnsan için meşhur olmak nasıl bir felaket ise, ürün için meşhur olmak ta o kadar saadettir.

       Tüketici tarafından layık olduğu takdiri göremeyen ürün raflarda kalır, meşhur olan kalitesiz ürün daha pahalıya, takdir edebilmekten uzak olanların ceplerini yakmaya devam eder de, kimse farkına bile varmaz.

       Erzincan leblebisi kalitelidir, ama Çorum leblebisi meşhur olduğu için daha çok satar.

       Erzincan tulum peyniri kalitelidir ve meşhurdur, ama bir Erzincanlı olarak kaliteli tulum peynirine hasretizdir.  Bunu hiç sorgulayan çıkmaz. Tulum peyniri fiyatına, bidon peyniri yeriz de, yine adına tulum peyniri deriz.

       Bir zamanlar Erzincan’da bakırcılık o kadar ileri bir safhaya gelmişti ki, bakırcı olmayana kız vermezlerdi. Sanatkarın emeğini takdir eden kalmadığı için, bu bacasız fabrikayı tarihe gömdük. 

       Cimin üzümünün anavatanı Pişkidağ olmasına rağmen Cimin Üzümü olarak meşhur olmuş, sofralık üzüm olarak damak tadında, belki de dünyada bir numaradır ama hak ettiği yere gelememiştir.

       Erzincan-Gümüşhane-Trabzon demiryolu bağlantısı için adı geçen ve çevre iller ayağa kalkarken, Erzincanlıların üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi sessiz ve duyarsız kalmaları, Erzincan Sümerbank Pamuklu Sanayii Müessesesinin kapatılması, Tercan Sümerbank Ayakkabı Fabrikasının kapatılması, şimdilerde Erzincan Şeker ve Makine Fabrikasının kapatılmasının düşünülmesi hep tek sebebe bağlıdır.

       Taktir edebilmeyi becerememek.

       İnsandaki kalite ya da kalitesizlik de bu olsa gerek.

       Çok güzel bir güzergahla çevre yolu yapar, sonra bu güzergaha,  bir at boncuğunu aratmazcasına, tali yolların geçişe mani olmaması ve kaza riskini ortadan kaldırması için alt geçitler yapmak yerine ışıklı kavşaklar takar, şehrin on kilometre dışından giren çevre yolunu getirir şehir içinde noktalarız.

Ben sizin babanızım, ben ne dersem o olur zihniyetini taşıyanlar, öyle yazılana, çizilene de pek itibar etmez.

       Söz nereden başladı, nereye geldi.

       İnsan, ister istemez, Terzi Baba Hazretlerinin o meşhur sözünü hatırlıyor...

6/11/2009

-BU AYIBI BİTİRİN

       Yılmaz Garip
       yilmaz.garip@ipa.com.tr

      
Günümüzden 40-50 yıl önce Erzincan’ın en merkezi semti Kızılay mahallesi iken, İnönü Mahallesinde birkaç ev ile Merkez çarşısında 1-2 dükkan bulunuyordu. Ağırlık, yerleşim birimi olarak Kızılay, Taksim, Çarşı ve Hocabey mahalleleri, iş merkezi olarak da Çarşı ve Karaağaç mahalleleriydi.

       Karaağaç mahallesinde Boyacılar Camii, Çarşı Mahallesinde Büyük Camii ve Kızılay Mahallesinde Kızılay Camii cemaatle dolup taşan camilerimizdendi.

40-50 yıl öncesinden günümüze kadar Erzincan’da çok büyük değişmeler ve gelişmeler yaşandı. Yerleşim birimleri ve alış veriş merkezleri olarak şehrin merkezi, Çarşı mahallesinden İnönü mahallesine doğru kaydı.  Bu sebepledir ki; o günlerden bugünlere gelinceye kadar meydana gelen değişiklikler içerisinde Cami-i Kebir’de hiçbir değişiklik olmamış, o günlerde ancak Cuma ve bayram günlerinde bile tam dolmayan Cami-i Kebir bugünkü ihtiyaca cevap veremeyen küçük bir cami konumunda kalmıştır.

       Ayrıca, sanayi esnafı ile dolu Merkez Çarşısı da şehrin göbeğinde güzelim Erzincan’ın çehresinde bir at boncuğu gibi sırıtmaktadır.

       1970 yılına kadar Belediye hizmetlerinden layığınca yararlanamayan Erzincan, 1970’den günümüze kadar belediye hizmetleriyle tanışmanın sevincini yaşamaya başlamıştır. Bu memlekete hizmet için bir çivi çakandan bile allahü teala razı olsun diyoruz. Ama bugüne kadar yapılanları da yeterli görmüyoruz.

       Merkez çarşısı esnafı bir an önce şehir dışına çıkarılarak, küçük sanayi sitesine yerleştirilmelidir. Merkez çarşısının yeri ise, istimlak edilmek suretiyle bütün dükkanlar yıktırılmalıdır.

       Bu alana Erzincan’a yakışır ve ismi ile müsemma görkemli ve büyük bir Cami-i Kebir inşa edilmeli ve etrafı Sultan Ahmed meydanı gibi geniş bırakılmalı ki, Erzincanlı rahat bir nefes alabilsin. Erzincan, bugüne kadar hiç olamadığı kadar bir Erzincan olabilsin.

       Aksi takdirde her Cuma günü, bayramlarda, Ramazan-ı Şerif aylarında ve birden fazla cenaze olduğu zamanlarda elinde seccade olarak bir mukavva, tahta parçası ve seccade ile caminin yolunu tutan vatandaşlarımızı görmeye ve bu ayıbı yaşamaya daha çok devam ederiz.  Giderek, Cami-i Kebir cemaati bahçeden dışarı taşacak, sokakları işgal edecektir.

       Bu ayıbı bitirmek bugünkü Belediye Başkanımız sayın Yüksel Çakır’a düşmektedir. Erzincan Müftülüğümüzün de gayretleriyle bunu başarabilirse milletin gönlünde taht kuracağı kesindir. Ama, küçük hesaplarla, bugüne kadar olduğu gibi, O da bu işi geçiştirirse vebalinden kurtulamadığı gibi, umduğunu bulamayıp, hüsrana uğrayanların akıbetinden kurtulamayacağı bir gerçektir.

       Saygılarımla...

 

MÜHİM NOT: Erzincan sevdalısı Aziz okuyucularımdan, Erzincan’ın meseleleri ile ilgili fikirlerini mail atarak, benimle paylaşmalarını istirham ediyorum.

4/5/2009

ERZİNCAN-TRABZON DEMİRYOLU PROJESİ

       Yılmaz Garip

         yilmaz.garip@ipa.com.tr

 

       Ortadoğu’daki önemi giderek artan ülkemizde bir büyük projeye doğru, Erzincan-Trabzon demiryolu projesine adım adım yaklaşmaktayız.

       Geçtiğimiz günlerde Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Nafiz Özak, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ve TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman tarafından ayrı ayrı yer ve zamanlarda konunun önemine dair atıflarda bulunulmuş ve bu projenin mutlaka gerçekleştirileceği belirtilmişti. Tirebolu üzerinden Erzincan’a bağlanabilmesi için gerekli eğim yakalanmış durumdadır. Bunun için 2,5 milyar dolarlık bir yatırım gerektiği, Erzincan’dan da Diyarbakır’a bağlanması durumunda yapılacak yatırım miktarının 4,5 milyar dolara varacağı hesap ediliyor. İstanbul Teknik Üniversitesi ile Ulaştırma Bakanlığının müşterek yaptığı ulaşım mastır plan stratejisi doğrultusunda bu yolun öncelikli projeler arasında yer alması için çalışmalar devam etmektedir.    Erzincan-Trabzon Demiryolu Projesi gerçekleştirildiği taktirde, Karadeniz’in GAP ve Ortadoğu’ya bağlanma rüyası da yarı yarıya gerçekleşmiş olacaktır. Bundan sonrası çorap söküğü gibi gelecektir. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Çünkü bu yol Türkiye için çok lüzumlu ve ehemmiyetlidir.

       Karadeniz Teknik Üniversitesi ile İstanbul Teknik Üniversitesinin müşterek çalışmaları sonucunda DHL’ye bu yil fizibilite ve yapım projelerini yapma görevinin verildiği ve programa alındığını memnuniyetle müşahede etmiş bulunmaktayız. Bu program dahilinde yolun nereden, nasıl geçeceği belirlenecek ve bu hususta projeler geliştirilecek. Daha sonra tam maliyet tespiti yapılarak, hangi yıl programa alınacağı belirlenecektir.

       Uygulama projesinin Bakanlık talimatıyla programa alınması bendenizi son derece heyecanlandırmakta ve ümitlendirmektedir.  Çünkü bu fikri ilk telaffuz etmeye başladığımız 1987 yılında Gümüşhane’de kimse inanmadığı gibi, gülüp geçenler çoğunluktaydı. Ancak, görünen ve anlaşılan o ki; istemek ve istemesini bilmek, bir işin gerçekleşmesinin temel şartıdır.

       Şimdi Trabzon, Gümüşhane ve Erzincanlı vatandaşlarımızdan, bürokratlarımızdan, sivil toplum kuruluşlarımızdan, yazarlarımızdan, çizerlerimizden beklenen şey, konuyu sürekli gündemde tutabilmek ve öncelikli projeler arasına alınması için çalışmaktır.

Bu hususta konferanslar, münazaralar, yarışmalar, sempozyumlar tertip edilebilir. Tez çalışmaları yapılabilir. Yazı, makale ve şiir yarışmaları düzenlenebilir. Okullarda öğrencilere konunun önemi anlatılarak, teşvik edici yarışmalar yapılması sağlanabilir. Düşündükçe akla gelebilecek daha nice sosyal faaliyetler, konu ile ilişkilendirilerek, daha renkli duruma getirilebilir. Bura da yerimizin kısıtlı olması sebebiyle her şeyi yazmak şimdilik mümkün görünmemektedir.

       Bu uğurda harcanacak enerji ve gayretler neticesinde ülkemizin Ortadoğu’daki önemi daha da artacak ve gelecek nesiller duayenlerimiz olacaktır.

       Türk Milleti bu projeye emek veren, destekleyen bütün kuruluşlarımızı ileride minnet ve şükranla yad edecektir.

 

27/3/2009

-UYKUDAN UYANINCA

                 Sual: Gece uykudan uyanınca okunacak bir dua var mı? 

CEVAP

Evet, vardır. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:

(Uykudan uyanınca, Allahümmağfirlî derse, duası kabul olur.) [İ. Ebi-d-dünya]

(Gece uyanınca, Lâ ilahe illallahü vahdehü lâ şerîke leh, lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr” diyenin günahı deniz köpüğü kadar olsa da Allah teâlâ onun günahlarını bağışlar.) [İbni Sünni]

(Gece uyanınca, şu duayı okuyan, her istediğine kavuşur: Lâ ilahe illallahü vahdehü lâ şerîke leh, lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr. Sübhanellahi velhamdülillahi ve lâ ilahe illallahü vallahü ekber ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm.) [İslam Ahlakı]

(Uyuyan kimseye, gafletle uyuması için, şeytan üç düğüm bağlar. Uyanınca Allah’ı zikrederse, düğümün biri çözülür. Abdest alırsa, ikinci düğüm daha çözülür. Namaz kılarsa, bütün düğümleri çözülür.) [Buhari]

                                             

  .

23/3/2009

-GEÇMİŞ OLSUN !

                                               

       Yılmaz Garip

       yilmaz.garip@ipa.com.tr

 

       Dünya nimetleri gelip geçicidir. Servetler, makamlar zamanla yer değiştirebilir. Bugünün zengini yarın fakir, yoksulu da yarın zengin olabilir. Makamlar da geçicidir. Kısacası dünya hayalden ibarettir. Keyif ve lezzetleri hep geçicidir. Nice zenginler, nice şöhret sahipleri, nice sultanlar bütün varlıklarını terk edip gittiler. Geride bir yığın iyi veya kötü eserler bıraktılar. Şüphe yok ki, iyi eser bırakanlar iyilikleri ile hatırlanır ve hep hayırla yad edilir. Dünyanın aldatıcı ve geçici keyif ve lezzetlerine aldananların hayır işlemesi çok güçtür. Mevki ve makam sahibi, ya da servet sahibi olan böyle kimselerin etrafında bir sürü dalkavuk ve şakşakçıları hiç eksik olmaz. Onların dümen suyu, kişinin hakikatleri görmesine perde olur. Bu perdenin aradan kalkması ve o kişinin hakikatleri görebilmesi için sahip olduğu makam ya da serveti elinden çıkması lazım. Ancak, o zaman da çok geç kalmış, iş işten geçmiş olur ki, etrafında ne bir seveni, ne de düştüğü yerden kaldıracak bir dost eli kalmamıştır artık. En ihtiyaçlı olduğu bir durumda yalnız kalmıştır.

       Politikada da durum farklı değildir.

       Milletvekilliğine veya belediye başkanlığına aday olursunuz. Seçilebilmek için türlü dil dökersiniz. El, etek öpersiniz. Çalışır, koşturur, çırpınırsınız. Seçim günü gelir, akşam olur, sandıklar açılır, sayımlar yapılır. İçiniz içinize sığmıyor, telefonlar, tebrikler başınızı döndürüyor. Seçilmişsiniz artık. Sizi gerçek sevenlerin makamınızda ziyaret veya telefonla arayarak tebrik ettikleri ve sevindikleri gibi, dalkavuklar da herkesten önce bizzat ziyaretinize gelerek ve telefonla arayarak sizi tebrik edeceklerdir. Hatta, etrafınızda bir sevgi yumağı (!) oluşturacaklardır. Bu yumağın içerisinde gerçek dostlarınız da bulunmak istese bile bulunamayacaktır, bulundurulmayacaktır. Çünkü bu dalkavuk kesim, iştah kabartan pastayı (!) kimseyle paylaşmaya tahammül etmemektedir. Etrafınızda pervane gibi dönerler. Sizi bir an olsun yalnız bırakmamak için ellerinden gelen bütün gayreti gösterirler. Artık gerçek dostlarınızın yerini çoktan almışlardır.

       Ve siz!

       Artık siz olmaktan yavaş yavaş sıyrılıp, onların dümen suyuna girmişsiniz. Sevenleriniz size her yaklaşmak istediğinde bu dalkavuklar duvarına çarpar ve geri döner. Birkaç başarısız denemeden sonra da, sizin onlardan koptuğunuz gibi, onlar da sizden koparlar. Artık yalnızsınız. Fakat, etrafınızdaki pervanelerin dalkavuklukları, şakşakları bu acı hakikati görmenizi engeller ve size yalnız kaldığınızı hissettirmezler. Bu sarhoşluk içerisinde  günler, aylar ve yıllar su gibi akar gider.

       Süre dolmuş ve yolun sonuna gelinmiştir. Acı hakikatle yüzleşmekten başka çare kalmamıştır. Çünkü, size verilen altından daha kıymetli olan süre içerisindeki eksiklerinizi, hata ve kusurlarınızı söyleyecek ve görmenize yardımcı olacak, belki de bir daha seçilmenize zemin oluşturacak gerçek dostlarınızdan uzak kaldınız. Bu çok kıymetli zaman sermayenizi, çevrenizdeki dalkavuklar arasında  hor kullandınız. Belki, zaman zaman şu veya bu sebeple, hasbelkader karşılaştığınız dostlarınıza görünmedikleri için ayak üstü sitem bile etmişsinizdir. Ancak, onların samimi cevaplarını alabilecek imkanı, onlara tanımadığınızın farkında bile olamamışsınız. Gün gelmiş, o şaşaalı günler geçmiş ve artık yalnız kalmışsınız. Etrafınızda pervane olan insanlar da yok artık. Pişmanlık bütün benliğinizi sarmıştır.

       Keşke yeniden başlayabilsem dediğinizi duyar gibi oluyorum.

       Geçmiş olsun!

       Ha, onlar mı?

       Yeni seçilecek kişinin etrafını sarmak için hazırlık yapmakla meşguller.

« Önceki ::